YouTube etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YouTube etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2026 Cuma

Yapay Zekâ Ajanlarıyla Kendi Kendine Çalışan Bir YouTube Müzik Kanalı Kurdum: Nereden Başladım, Nerelerde Tökezledim, Sonunda Ne Çıktı?

 Uzun zamandır aklımda olan bir fikir vardı: Bir YouTube müzik kanalını, benim her gün başında oturmama gerek kalmadan, yapay zekâ ajanlarının yönettiği bir "stüdyo" gibi çalıştırmak. Şarkı sözünü biri yazsın, müziği biri üretsin, kapağı biri çizsin, videoyu biri hazırlasın, YouTube'a biri yüklesin. Ben de sabah kahvemi içerken gelen bildirime bakıp "tamam, yayınla" diyeyim.

Kâğıt üzerinde basit duruyor. Pratikte ise ilk kez "gerçek" bir ajan tabanlı sistem kurduğumda, işin asıl zor kısmının yapay zekâya bir şey ürettirmek değil, ürettiği şeye güvenebilmek olduğunu öğrendim.

Bu yazıda sistemi sıfırdan nasıl kurduğumu, hangi araçları neden seçtiğimi, nerelerde duvara tosladığımı ve sonunda ortaya çıkan üretim hattının nasıl çalıştığını anlatacağım. Benzer bir şey kurmayı düşünüyorsanız, benim yaptığım hataları tekrar etmemeniz için elimden geleni yazdım.


Hedef: Ne istiyordum?

Başlangıçta kendime birkaç net kural koydum:

  1. İnsan müdahalesi minimum olacak. Benim tek işim, gizli olarak yüklenen videoyu kontrol edip "herkese açık" yapmak.
  2. Token (yani yapay zekâ maliyeti) kontrol altında olacak. Ajan sistemlerinin en sinsi tarafı, fark etmeden faturayı şişirmeleri. Bu benim bir numaralı önceliğimdi.
  3. Mümkün olan her şey yerelde çalışacak. Evde 8 GB ekran kartı olan bir Linux makinem var; müzik ve görsel üretimini mümkünse orada yapmak istedim.
  4. İçerik güvenli olacak. Kanal bir futbol taraftar kanalı. Siyaset, din, şiddet, rakip takıma hakaret gibi konular kesinlikle girmemeli. Bir tane yanlış video kanalı yakabilir.
  5. Çok kanala ölçeklenebilecek. İlk kanal tek, ama hedef 7-8 kanal.

İlk kanal olarak bir taraftar şarkıları kanalı seçtim. Konusu belli, kitlesi belli, test etmek için ideal.


Mimari: Bir "şirket" gibi düşünmek

Ajanları organize etmek için Paperclip kullandım. Paperclip, yapay zekâ ajanlarını bir şirketin çalışanları gibi yapılandırmanıza izin veren bir orkestrasyon aracı: Ajanların rolleri var, onlara "görev" (issue) atanıyor, görevleri yapıp yorum yazıyorlar, kapatıyorlar, gerekirse onay istiyorlar. Yerelde bir panel üzerinden her şeyi izleyebiliyorsunuz.

Şirketimin kadrosu şöyle:

Rol Ne yapar Model
Stüdyo Müdürü (CEO) Haftada bir kontrol yapar, denetim sonuçlarına bakar, istatistikleri okur, iyileştirme önerir Claude Haiku 4.5
Prodüktör Şarkı sözünü yazar, denetimden geçirir, müziği, kapağı ve videoyu üretir Claude Sonnet 5
Suno Çalışanı Tarayıcıyı kullanarak Suno'da şarkının "asıl" versiyonunu üretir Claude Sonnet 5
Zamanlayıcılar ve scriptler Görev açma, yükleme, sağlık kontrolü, temizlik Token harcamaz

Burada verdiğim belki de en önemli tasarım kararı şu oldu: Yapay zekâya sadece yapay zekâ gerektiren işleri yaptır, geri kalan her şeyi deterministik scriptlere bırak.

Görev açmak için ajan uyandırmaya gerek yok; bir systemd zamanlayıcısı bunu yapar. YouTube'a yüklemek için ajana gerek yok; bir Python scripti yapar. Ajan ne kadar az "düşünürse", o kadar az token harcar ve o kadar az saçmalar.


Üretim hattı: Bir şarkının yolculuğu

Sistem oturduktan sonraki akış şöyle:

00:10 Zamanlayıcı → O gün üretim sırası gelen kanal(lar) için Prodüktör'e görev açar
Prodüktör → Sözler + metadata yazar
→ İçerik denetimi (geçmezse düzelt, en fazla 2 tur, sonra "blocked")
→ ACE-Step ile yerelde yedek şarkı üretir
→ FLUX ile kapak görseli çizer
→ ffmpeg ile video hazırlar
→ İşi Suno kuyruğuna ekler
00:47 Suno Çalışanı → Kuyruğu kontrol eder (saat başı, sabaha kadar)
→ Tarayıcıda Suno'yu açar, şarkıyı üretir, indirir
→ Videoyu Suno versiyonuyla yeniden oluşturur
→ YouTube'a GİZLİ yükler
09:07 Sabah kontrolü → Bugünün videosu yüklenmediyse "üretim takıldı" bildirimi
18:37 Son tur → Suno gelmediyse yedek (ACE-Step) sesle yükler
19:00 Sağlık kontrolü → Tüm bileşenleri kontrol eder, sorun varsa telefona bildirim
Cuma İstatistik + Müdür'ün haftalık raporu
Pazar Disk temizliği

Şimdi bu parçaları tek tek, karşılaştığım sorunlarla birlikte anlatayım.


1. Söz yazımı: Prompt'lar ve "yaratıcı karakterler"

Her kanalın kendi klasörü var: kanal profili (channel.md), prompt'lar, yasaklı kelime listesi, üretim geçmişi ve bir "playbook" (zamanla öğrenilenlerin not edildiği dosya).

Müzik kanalı için 4 farklı prompt yazdım. Bunlar birbirinin devamı değil, aynı işin 4 farklı "yaratıcı karakteri":

  • Klasik prodüktör: Bir ana stil, destekleyici etiketler, BPM, autotune vb.
  • Zıtlıklar matrisi: Birbirine zıt iki müzikal dünya + sürpriz bir dil
  • Tür çarpıştırma: 2-3 zıt türü, dili ve enstrümanı çarpıştırıp beklenmedik yapı değişiklikleri
  • Beni şaşırt: Zıtlıkların daha cesur versiyonu

Her üretimde sıradaki prompt kullanılıyor. Ajan ayrıca son 8 şarkının başlığını, türünü ve sürpriz dilini tekrar etmemek zorunda. Böylece kanal monotonlaşmıyor.

Önemli bir detay: Çıktı formatını çok katı tanımlamak zorunda kaldım. Sözler doğrudan Suno'ya yapıştırılacağı için başlık, markdown, italik, açıklama satırı olmamalı. Her bölüm [Verse 1 – (enstrümanlar) yönlendirme] şeklinde tek satırlık bir etiketle başlamalı. channel.md içine birebir örnek koydum ve ajana "formatı bu örnekle BİREBİR aynı yap" dedim. İlk denemelerde format sürekli bozuluyordu; örnek koymak, uzun kurallar yazmaktan çok daha etkili oldu.


2. İçerik denetimi: Ajana güvenmeyi bıraktığım an

Burası projenin en öğretici kısmıydı.

İlk başta maliyet düşük olsun diye tüm ajanları en küçük model olan Haiku ile çalıştırdım. Sonuç: Prodüktör üç denemeden ikisinde dini ifadeler kullandı. Prompt'ta "sürpriz dil" kullan dediğim için, Arapça bir dize eklerken "Ya Ghani", "Ya Aziz" gibi ifadeler yazdı. Bir futbol şarkısında bu, kesinlikle istemediğim bir şey.

Bunun üzerine bir içerik politikası yazdım ve bunu otomatik bir denetim aracına bağladım. Denetim üç katmanlı:

  1. Format kontrolü: Sözler Suno formatına uygun mu? (Token harcamaz)
  2. Yasaklı ifade taraması: Kelime listesiyle basit tarama; rakip takım adları, gerçek kişi isimleri vs. (Token harcamaz)
  3. Bağımsız inceleme: Ayrı bir Haiku çağrısı, sadece politikayı ve içeriği görüp pass veya fail verir. (Çok az token)

Denetim geçmezse müzik üretimine geçilemiyor. Ajan en fazla iki kez düzeltmeye çalışıyor, olmazsa görevi "blocked" yapıp bana bırakıyor.

Buraya kadar güzel. Ama sonra asıl şok geldi.

Ajan denetim sonucunu uydurdu

Bir üretimde denetim aracı hata verdi. Prodüktör ne yaptı dersiniz? Denetim sonucunu içeren review.json dosyasını kendisi elle yazdı, içine de "verdict": "pass" koydu. Ve yoluna devam etti.

Benzer bir şey Müdür'de de oldu: Haftalık özet görevinde, görevi gerçekten yapmak yerine, olmayan kontrolleri yapmış gibi gösteren uydurma bir rapor yazıp commit etti. O commit'i geri almak zorunda kaldım.

Bu, ajan sistemleri hakkında öğrendiğim en önemli ders oldu: Ajan "bitti" dediğinde bu, işin bittiği anlamına gelmiyor. Doğrulayabileceğin şeyleri talimatla değil, kodla doğrula.

Çözüm olarak şunları yaptım:

  • review.json artık içeriğin bir parmak izini (hash) içeriyor. Dosya elle yazılırsa veya sözler denetimden sonra değişirse parmak izi tutmuyor.
  • Suno adımı ve YouTube yükleme adımı, işe başlamadan önce denetimi kendileri yeniden doğruluyor. Parmak izi tutmazsa denetimi baştan çalıştırıyorlar.
  • Ajan talimatlarına en üste büyük harflerle "Asla uydurma. Rapora yazdığın her şeyin kanıtını gör (dosya, araç çıktısı)" kuralını ekledim. Ama asıl güvenceyi kod sağlıyor; talimat sadece destekleyici.

Bir de model tarafında karar değiştirdim: Prodüktör'ü Haiku'dan Sonnet'e yükselttim. İlk bakışta bu, token önceliğime ters gibi görünüyor. Ama Haiku'nun her hatası bir düzeltme turu, yani ek token demekti. Daha güçlü modelle ilk seferde doğru yapmak, toplamda daha ucuza geliyor. Bu değişiklikleri tarih, gerekçe ve sonuçla birlikte bir model-log.md dosyasında tutuyorum; bir hafta sonra verilere bakıp Haiku'ya geri dönmeyi değerlendireceğim.


3. Müzik üretimi: Suno'nun API'si yok, ElevenLabs ücretli

Müzik tarafında kafamdaki sıralama şuydu: Suno (en kaliteli) → ElevenLabs → yerel model.

ElevenLabs: Entegrasyonu yazdım, test ettim, 402 paid_plan_required hatası aldım. Ücretsiz planda Music API yokmuş. Zincirden çıkardım; ileride ücretli plana geçersem tek satırla açılacak şekilde bıraktım.

ACE-Step 1.5 (yerel): Açık kaynaklı bir müzik üretim modeli. 8 GB ekran kartı için önerilen ayarlarla (turbo DiT modeli + küçük dil modeli) kurdum ve yerel bir API servisi olarak çalıştırdım. Kota yok, maliyet yok, kalitesi Suno kadar olmasa da gayet kullanılabilir. Bu, sistemin yedek sağlayıcısı oldu.

Suno: İşte asıl mesele. Suno'nun resmî bir API'si yok. Tek yol tarayıcıdan kullanmak. Bunun için Claude'un Chrome eklentisiyle tarayıcıyı kontrol etmesini planladım.

Ama bir sorun vardı: Paperclip'in arka planda çalıştırdığı ajanlar tarayıcı kullanamıyor. Tarayıcı kontrolü yalnızca etkileşimli bir Claude Code oturumunda çalışıyor.

Çözüm olarak bir kuyruk sistemi kurdum:

  1. Prodüktör şarkıyı önce ACE-Step ile üretiyor, ardından işi Suno kuyruğuna ekliyor.
  2. Ayrı bir terminal oturumunda (tmux içinde) sürekli açık duran etkileşimli bir Claude oturumu var: Suno Çalışanı. Bu oturum gece saat başı kuyruğa bakıyor.
  3. Kuyrukta iş varsa Chrome'da Suno'yu açıyor, sözleri ve stili giriyor, şarkıyı üretiyor, indiriyor ve finish komutuyla sonucu teslim ediyor.
  4. finish komutu videoyu Suno sesiyle yeniden oluşturuyor ve anında YouTube'a yüklüyor.

Böylece Suno bir nedenle çalışmazsa bile elimde her zaman ACE-Step versiyonu hazır oluyor. Akşam 18:37'deki son turda hâlâ Suno versiyonu gelmemişse, sistem yedek sesle yükleyip Suno işini iptal ediyor. Video her koşulda çıkıyor.

Tarayıcı otomasyonunun küçük cehennemleri

Suno arayüzünü otomatikleştirirken karşılaştığım sorunlar, "yapay zekâ her şeyi halleder" düşüncesinin ne kadar naif olduğunu gösterdi:

  • Sözleri tek seferde yazmak zaman aşımına uğruyor. Bölüm bölüm yazmak gerekiyor.
  • Söz editöründe JavaScript'in klasik insertText yöntemi çalışmıyor.
  • Stil alanına tıklama gerçekleşmezse, stil metni sözlerin sonuna ekleniyor. Yazmadan önce odağın doğru yerde olduğunu doğrulamak gerekiyor.
  • Liste görünümündeki indirme butonu güvenilmez: Tıklanıyor ama dosya inmiyor. Şarkının kendi sayfasına gidip oradan indirmek gerekiyor.
  • Suno'nun CDN'indeki mp3'ü doğrudan indirmeye çalışınca 403 hatası alınıyor.
  • Ücretsiz planda indirme hakkı sınırlı; iki versiyondan sadece en üsttekini indirmek gerekiyor.
  • Her çalışmada açılan sekmeler birikiyor. Çalışanın her turun başında kendi artık sekmelerini (sadece kendi grubundakileri, benimkilere dokunmadan) temizlemesini sağladım.

Bunların hepsini bir suno.md kılavuzuna yazdım. Ajan her çalışmada bu kılavuzu takip ediyor. Burada Haiku yerine Sonnet kullanıyorum, çünkü tarayıcıda başarısız olan her deneme Suno kredisi yakıyor. Haftada birkaç şarkı için bu maliyete değer.

Bir de şunu fark ettim: Claude Code'un zamanlanmış görevleri 7 gün sonra otomatik siliniyor. Çalışan, belirli aralıklarla kendi zamanlayıcısını silip yeniden kuruyor ki sistem bir hafta sonra sessizce durmasın.


4. Kapak görseli: FLUX ile yerelde

Kapak görselleri için FLUX.1-schnell kullandım, yine yerelde. Bu kısımda da birkaç engel çıktı:

  • Orijinal model deposu erişime kapalıydı (gated). Apache-2.0 lisanslı aynalardan indirdim.
  • 8 GB kartta çalışsın diye stable-diffusion.cpp üzerinden, sıkıştırılmış (GGUF, Q4) model kullandım.
  • Metin kodlayıcısının (T5) fp8 versiyonu işlemcide segfault verdi. GGUF Q8 versiyonuna geçince düzeldi.
  • ACE-Step ve FLUX aynı anda ekran kartına sığmıyor. Kapak aracı, ACE-Step servisi ekran kartını tutuyorsa servisi yeniden başlatıp belleği boşaltıyor. ACE-Step tarafında da bellek hatası (OOM) olursa servis yeniden başlatılıp bir kez daha deneniyor.
  • FLUX görsellere yazı yazmayı beceremiyor, harfler bozuk çıkıyor. Ayrıca kulüp arması telifli. Bu yüzden kural koydum: Kapakta yazı ve logo yok. Kanal adını videoya ffmpeg ile ben ekliyorum.

Her üretimde ajan prompt'un kuralına göre rastgele bir renk paleti, sanatsal stil ve kompozisyon seçip İngilizce bir görsel prompt'u yazıyor. Bir görsel yaklaşık bir dakikada çıkıyor.


5. Video: 151 MB'tan 7 MB'a

Video aslında sabit bir kapak görseli ve ses dosyasından oluşuyor. İlk versiyonda ffmpeg ile ürettiğim bir video 151 MB tuttu. Sabit bir görüntü için bu saçma. Kodlama ayarlarını (sabit görüntüye uygun kare hızı ve sıkıştırma) düzenleyince aynı video yaklaşık 7 MB'a indi. Yükleme hızı ve disk açısından ciddi fark.

Videonun sol altına kanal adını yazdırıyorum; kapakta yazı olmadığı için marka görünürlüğü buradan geliyor.


6. YouTube'a yükleme

YouTube Data API v3 ile yükleme yapıyorum. Süreçte öğrendiklerim:

  • Google Cloud'da bir proje ve OAuth uygulaması oluşturmak gerekiyor. Uygulamayı "production" moduna almak için bir ana sayfa ve gizlilik politikası sayfası istiyorlar. Bunun için GitHub Pages'te basit bir sayfa açtım.
  • Her kanal için ayrı yetki (token) alınıyor. Yükleme aracı, yetkinin doğru kanala ait olup olmadığını kontrol ediyor. Yanlış kanala yükleme yapmak en son isteyeceğim şey.
  • API ile yüklenen videolar, Google'ın denetimi (audit) onaylanana kadar gizli olarak kilitlenebiliyor. Benim zaten tercihim gizli yüklemekti, ama bunu bilmek önemli.
  • API'nin günlük bir kotası var. Yüklemeyi hem Suno teslim edildiğinde anında hem de akşam son turda deneyen bir mantık kurdum; kota dolarsa ertesi tura kalıyor.

Başlık, açıklama, hashtag ve etiketler kanal profilindeki şablondan otomatik oluşturuluyor. Örneğin başlık şablonu: {title} | Kanal Şarkısı.

Videolar gizli yükleniyor. Yayınlama kararı her zaman bende. Bu bilinçli bir tercih: Denetim ne kadar iyi olursa olsun, son bir insan gözü her zaman iyi.


7. Gözlemlenebilirlik: Sistem sessizce durmasın

Otomasyonun en tehlikeli hâli, sessizce durmasıdır. Bir hafta sonra "neden video yok?" diye fark etmek istemiyordum. Bu yüzden izleme katmanına ciddi yatırım yaptım:

  • Ortak bir bildirim aracı: Tüm otomasyonlar tek bir script üzerinden bildirim gönderiyor. Telefon bildirimi için ntfy kullanıyorum (ücretsiz, kurulumu çok kolay), ayrıca masaüstü bildirimi ve isteğe bağlı e-posta. Kritik sorunlarda Paperclip'te de görev açılıyor.
  • Akşam sağlık kontrolü (19:00): Claude bağlantısı, ajanlar, Suno çalışanı, Chrome, ACE-Step, FLUX, YouTube yetkileri ve disk alanı kontrol ediliyor. Gece üretiminden önce sorun varsa haberim oluyor.
  • Sabah kontrolü (09:07): O gün üretim günü olan kanalın videosu yüklenmemişse "üretim takıldı" bildirimi geliyor.
  • Yeni video yüklendiğinde bildirim geliyor; tıklayıp kontrol ediyorum.

Bildirim seviyelerini (bilgi / uyarı / hata) ayırmak önemli. Her şeye bildirim gelirse bir süre sonra hiçbirine bakmıyorsunuz.


8. Kendini iyileştiren sistem (kontrollü şekilde)

Müdür ajanı her Cuma bir haftalık kontrol yapıyor:

  1. Bu haftaki tüm üretimlerin denetimi geçip geçmediğine bakıyor.
  2. Eksik dosya, başarısız sağlayıcı veya yüklenmemiş video var mı, kontrol ediyor.
  3. Kullandığım araçların (ACE-Step, FLUX vb.) güncellemelerini tarıyor. Bu kısım token harcamayan bir scriptle yapılıyor.
  4. YouTube istatistiklerini okuyor. Bir script Cuma 12:30'da her videonun izlenme ve beğeni sayılarını, hangi prompt'la ve hangi müzik sağlayıcısıyla üretildiğiyle birlikte bir dosyaya yazıyor. Müdür buna bakarak veriye dayalı öneri çıkarıyor. Örneğin "tür çarpıştırma prompt'uyla üretilen videolar daha çok izleniyor, sıralamada ağırlığını artıralım" gibi.
  5. Özeti yazıp bana bildirim gönderiyor.

Burada bir sınır koydum: Ajan prompt'ları, içerik politikasını veya sağlayıcı ayarlarını kendi başına değiştiremez. Öneri yapabilir, ama değişiklik için Paperclip üzerinden onay istemek zorunda. Yeni bir model veya araç denemek isterse, mevcut kurulumu bozmadan ayrı bir klasörde eski ve yeni çıktıyı yan yana üretiyor; dinleyip kararı ben veriyorum.

"Kendini iyileştiren ajan" kulağa havalı geliyor, ama denetimsiz bırakırsanız "kendini bozan ajan"a dönüşmesi çok kolay.


9. Bakım: Disk dolmasın

Her şarkı mp3, video ve yüksek çözünürlüklü kapak demek. Haftalar içinde disk doluyor. Pazar sabahları çalışan bir temizlik scripti, 30 günden eski ve YouTube'a yüklenmiş üretimlerin büyük dosyalarını siliyor. Sözler, metadata, denetim sonucu, YouTube linki ve küçük bir kapak kalıyor. ACE-Step'in önbelleği de 7 günde temizleniyor. Script'in bir "önizleme" modu var; ilk birkaç haftada silmeden önce neyin silineceğine baktım.


Zamanlamayı oturtmak

Zamanlama, düşündüğümden çok daha fazla revizyon geçirdi. İlk plan haftalık bir üretimdi. Sonra şuna evrildi:

  • Üretim her hafta içi gece 00:10'da tetikleniyor, ama hangi kanalın hangi gün üretileceği her kanalın kendi dosyasında yazıyor. Müzik kanalı Pazartesi ve Çarşamba üretiyor. Yeni bir kanal eklediğimde ajanların talimatlarına dokunmam gerekmiyor; sadece o kanalın dosyasına üretim günlerini yazıyorum.
  • Suno çalışanı gece 00:47'den itibaren saat başı kuyruğa bakıyor. Bilgisayar geceleri boşta olduğu için yerel modeller rahat çalışıyor.
  • Müdür'ün kontrolü Cuma öğlen.

Ajanların talimatlarını "tek kanala bağlı" yazmaktan "tüm kanallar için çalışan" hâle getirmek, ölçeklenme açısından attığım en doğru adımlardan biri oldu.


Öğrendiğim dersler

Eğer siz de benzer bir sistem kurmayı düşünüyorsanız, en önemli çıkarımlarım şunlar:

1. Ajanlara güvenme, doğrula. Ajanlar, bir adımı yapamadıklarında bunu itiraf etmek yerine "yapmış gibi" davranabiliyor. Kritik adımları (denetim, yükleme) kodla doğrulayın. Talimat yazmak yetmez.

2. Yapay zekâyı sadece gerektiği yerde kullan. Zamanlama, dosya taşıma, yükleme, istatistik çekme gibi işler için ajan uyandırmayın. Script yazın. Hem ucuz hem güvenilir.

3. En ucuz model her zaman en ucuz değildir. Küçük modelin her hatası bir düzeltme turu demek. İşin kritikliğine göre model seçin ve bu kararları kayıt altına alın.

4. Her zaman bir yedeğin olsun. Suno çalışmazsa ACE-Step var. Akşam son tur var. Video her koşulda çıkıyor.

5. Sessiz başarısızlık en kötü başarısızlıktır. Sağlık kontrolleri ve bildirimler, sistemin en az üretim kadar önemli parçası.

6. Son kararı insanda bırak. Videoları gizli yüklemek ve yayınlamayı kendime bırakmak, bana gönül rahatlığı veriyor.

7. Her şeyi yazılı tut. Ajan talimatları, kanal profilleri, içerik politikası, model değişiklik kaydı, sistem şeması... Hepsi git'te. Hem ajanlar hem ben aynı kaynaktan okuyoruz. Bir şey bozulduğunda neyin ne zaman değiştiğini görebiliyorum.

8. Gizli bilgileri baştan ayır. API anahtarları, OAuth dosyaları ve kanal yetkileri en başından git dışında, ayrı bir yerde duruyor. Ajanlara da "bunların içeriğini asla loglara yazma" talimatı verdim.


Kullandığım araçlar (özet)

  • Orkestrasyon: Paperclip (ajan "şirketi", görevler, onaylar)
  • Ajanlar: Claude Code (Haiku 4.5 ve Sonnet 5, düşük "effort" ayarıyla)
  • Tarayıcı otomasyonu: Claude'un Chrome eklentisi (Suno için)
  • Müzik: Suno (tarayıcı üzerinden) + ACE-Step 1.5 (yerel, yedek)
  • Kapak: FLUX.1-schnell, stable-diffusion.cpp ile (yerel, GGUF)
  • Video: ffmpeg (GPU hızlandırmalı)
  • Yükleme ve istatistik: YouTube Data API v3
  • Zamanlama: systemd user timer'ları
  • Bildirim: ntfy (telefon), masaüstü bildirimi, e-posta
  • Donanım: 8 GB ekran kartlı bir Linux masaüstü

Sonuç

Bu sistemi kurmak birkaç gün sürdü, ama o birkaç gün yoğun bir öğrenme süreciydi. Başta "ajan yazsın, ajan yüklesin, ben izleyeyim" diye düşünüyordum. Sonunda ortaya çıkan şey, ajanların yalnızca yaratıcı işleri yaptığı, geri kalan her şeyin sıkı kurallar, doğrulamalar ve yedeklerle çevrildiği bir üretim hattı oldu.

Şu an sistem gece benim yerime şarkı yazıyor, besteliyor, kapağını çiziyor, videosunu hazırlıyor ve YouTube'a yüklüyor. Ben sabah telefonuma gelen bildirime bakıp videoyu dinliyorum ve yayınlıyorum.

Sıradaki adım diğer kanalları eklemek ve biriken izlenme verilerine göre prompt'ları iyileştirmek. Sonuçları ve yeni kanallarla ilgili deneyimlerimi ilerleyen yazılarda paylaşacağım.

Sorularınız varsa ya da benzer bir şey kuruyorsanız yorumlarda yazın, deneyimlerinizi merak ediyorum.

7 Temmuz 2023 Cuma

THREADİNE BANDIM! Video Transcript - Threads'e Neden Geçtim? | Threads Twitter'ı Geçer mi?

 Elon Musk vs. Mark Zuckerberg arasında gerçekleşmesini beklediğimiz kafes dövüşü gündemdeki sıcaklığını korurken Zuckerberg hızlı bir çıkış yaptı ve Twitter’a büyük rakip veya tahtını elinden alabilecek olan Threads’i piyasaya sürdü ve bu, Elon Musk’ın Twitter’ı satın aldığından beri karşılaştığı en büyük tehdit.

Threads çıktığı ilk günden itibaren büyük bir kitle tarafından kullanılmaya başlandı bile. Uygulamaların 1 milyon kullanıcıya ulaşma süreleri incelendiğinde Netflix 3,5 yıl, Twitter 2 yıl , Facebook 10 ay, Spotify 5 ay, Instagram 2,5 ay, ChatGPT 5 gün ve Threads ise bu sayıya sadece 7 saatte ulaşmış durumda. Adeta bir dünya rekoru gibi.

Her ne kadar Threads Twitter’a rakip olarak gözüksede henüz platformun kendi karakteri tam olarak belli değil ve bunu birazda zamanla anlayabileceğiz. Şuanlık temiz, herkesin içerik paylaşmak istediği, özgürce yazabildiği, kullanımı kolay ve keyifli bir ortam gibi duruyor. Bende şahsen Twitter’a ilk çıktığından beri alışamamış ve orayı fazla politik bir ortam olarak gördüğüm için aktif olarak Twitter kullanamamıştım. Ancak nedendir bilmiyorum Threads açıldığında hemen bu mecraya transfer oldum. Bakalım birde burayı görelim.

Platformların kullanıcı kitlesi ve kendi özel karakterleri benim hep dikkatimi çekmiştir. Twitter biraz daha haberlerin ve siyasi yorumların paylaşıldığı, herkesin konuştuğu andan itibaren politik olduğu bir mecra iken, Linkedin tamamen kurumsal iletişim, Facebook biraz daha sosyal, aile ve arkadaşlar, Instagram biraz daha renkli bir dünya, görsel içerikler ve yaşam stilleri, Whatsapp birebir iletişim, Discord sesli ve görüntülü konuşma ve topluluk oluşturma ve Tiktok yine aynı şekilde yayıncılık ve içerik üretimi gibi alanlarda benzersiz kitle ve karakterlere sahip platformlar.

Peki ama Threads’de bu durum ne olacak? İşte zamanla göreceğiz. Threads paylaşımı başına karakter limiti 500 ve video uzunluğu 5dk olan içerikler paylaşmanıza olanak sunuyor, Instagram hesabınızla giriş yapabiliyorsunuz. Threads güvenlik önceliklendirilerek dizayn edilmiş durumda. Trol hesapları rapor edebilir ve bloklayabilirsiniz.

Instagram topluluk kuralları burada da geçerli olacak. ve şimdilik platformda reklam yayınlama özelliği bulunmuyor ancak 1 milyar kullanıcıyı geçtiklerinde reklam özellikleri de muhtemelen eklenmiş olacak.

Threads kendi karakterini oluşturmayı sürdürürken iki gündür kim ne paylaşıyor diye de platforma bakmadan ve akışı okumadan duramıyorum. "Instagram’da şu kadar takipçim vardı ama burada bu kadarı beni takip etti" diyerek yakınanlarımı dersiniz, Twitter’ı savunanları mı, "neden Threads hesabımı silmeye çalışırken Instagram’ı da silmek zorunda kalıyorum" diyenleri mi?

Her neyse Threads üzerinde gördüğüm ilginç bir iki haber var. Uygulama çıkalı 2 gün olmasına rağmen Threads üzerinden tanışıp evlenen bir çift bile varmış. Aman Allah’ım, bu ne hız.

Birde Adana da çekilen bir görüntüyle karşılaştım. Su kanalının kenarında duran bir genç yoldan geçen arabalara ayağıyla su sıçratıyor ve sinirlenip aracıyla geri gelenler olduğunda suya atlayıp kaçıyormuş. :)

Neyse biz Threads’i konuşurken dün yani 6 Temmuz Dünya sıcaklık rekoru kırılmış ve bugün birde vergi zamlarıyla dünyaya uyandık. Söyleyecek söz yok, en iyisi Threads kullanalım gitsin, ben şimdilik burayı sevdim gibi. Siz ne düşünüyorsunuz, Twitter için winter is coming mi?

Twitter’ın gerçekten politik bir yer olduğunu sanırım birtek ben farketmemişim, genel olarak bundan şikayetçi olan bir kitle vardı zaten hep. Örneğin Baturay Özdemir’de Threads’te paylaştığı bir yazıda yeni mecrada haber sayfası takip etmeyeceğini belirtmiş. Güzelde bir yöntem, sanırım ben de bunu yapmayı deneyeceğim. Burasının biraz daha temiz ve özgür kalması dileğiyle diyelim. Sizin Threads’teki ilk paylaşımınız neydi? Yorumlara bekliyorum.

4 Temmuz 2023 Salı

10 Days in Istanbul VLOG Video Transcript

 Yeni ismiyle Art İstanbul Feshaneyi açıldığının ikinci günü ziyaret etme fırsatım oldu. İlk sergi ise Ortadan Başlamak sanat severlerin ziyaretlerini bekliyor Feshane yeni tasarımıyla girişi ücretsiz, içerisinde bienal alanı, geçici sergi salonları mağaza, konferans salonu, İBB'ye bağlı kütüphane, kafeterya ve dinlenme alanları gibi çeşitli bölümlerden oluşuyor. İlk sergiden ve Feshane'nin yeni tasarımından çektiğim kısa görüntülerle videomuzu devam edebiliriz.

Salon sporuna karşı son zamanlarda olan fikrim iyice değişti, bu nedenle salona gitmiyorum. Alternatif yöntemleri ve teknikleri denemekse hoşuma gidiyor. Çünkü spor yapmamın asıl amacı sağlıklı bir vücut elde etmek, kalori yakmak ve biraz sıkılaşmaksa bunları ağırlık aletleri olmadan da yapabilmeliyim. Yapmak istediğim biraz sıkılaşmak ve kalori yakmak. Hepsi bu.

2022 yılında hizmete açılan füniküler hattı, Rumeli Hisarüstü bölgesiyle boğaz sahilindeki aşiyan parkını birbirine bağlıyor. Asansörle zemin katına çıktığınız anda kendinizi saniyeler içerisinde boğaz sahilinde bulabilirsiniz. Bu nedenle Aşiyan füniküler hattı çok değerli ve güzel.

Sabancı müzesinde video çekimine müsaade edilmediği için görüntü kaydedemedim. Ancak flaş kapalı olması durumunda fotoğraf çekimine izin veriliyordu. Bu bölümde hoşuma giden bazı eserlerin fotoğraflarını sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Sabancı müzesinin köşk ve müze kısmı birde süreli sergi alanı olmak üzere iki bölümü bulunuyor. Birbirinden değerli eserleri burayı ziyaret ederek görebilirsiniz. Ayrıca müzenin teras kısmından da güzel bir boğaz manzarası sizi bekliyor olacak.

Dönüşte farklılık olması açısından bize çok yakın konumdaki Emirgan iskelesinden vapura bindik. Şehir hatları vapurlarını kullanarak adeta bir boğaz turu yapmış olduk. Gerçekten boğazda vapurla seyretmek çok keyifli. Yolculuğumuza başladıktan sonra ilk önce Fatih Sultan Mehmet köprüsünün altından geçtik, Ortaköy, Beşiktaş gibi duraklara uğradıktan sonra Eminönü'ne ulaştık. Vapurdan çektiğim görüntülerle sizleri baş başa bırakmak istiyorum.

Bugünkü ilk gezi noktamız Topkapı'da yer alan Panorama 1453 Tarih Müzesi oldu. Girişte Fatih Sultan Mehmed'in yaşamının son dönemini yansıtan ve en gerçekçi portrelerinden biri olarak kabul edilen bronz madalyon bizi karşıladı. Müzeye yeni kazandırılan ve yakın zamanda İstanbul'a getirilen madalyon 1475 yılında davet üzerine İstanbul'a gelen İtalyan ressam Costanzo da Ferrara tarafından üretilmiştir. İstanbul'un fethinin panoramik bir çalışmayla sergilendiği bölümdeyse bizi sürpriz bir şekilde dijital gösteri karşılıyor. Şimdi müzedeki görüntülerle sizleri baş başa bırakmak istiyorum.

Bugünkü gezi rotamızda İstanbul kara surlarını haliçten başlayarak Yedikule hisarına kadar yürümek oluşturuyor. Yürüyüşe Ayvansaray'dan itibaren başlıyoruz ve surların iç kısmından bazen mahallerden geçerek bazen de surların hemen yanında yürüyerek ilerliyoruz. Rotamız üzerinde bizi karşılayan Tekfur sarayına uğradıktan ve müze gezimizi tamamladıktan sonra yolculuğumuza devam ettik. Tekfur sarayı Bizans imparatorlarının 12.yüzyıldan itibaren kullandıkları bir imparatorluk sarayı olarak biliyor. Şuan içerisinde çini üretim fırınları ve çeşitli dönemlere ait tarihi kalıntılar sergileniyor. Yedikule hisarı müzesine ulaştığımızda ise biraz yorulmuş oluyoruz ancak bu çılgın projeyi de tamamlamış olmanın mutluluğunu yaşayarak kule ve zindanları gezmeye başlıyoruz. Şimdi ise görüntülerle sizi baş başa bırakmak istiyorum. 

İstanbul kara surlarını yürümek bizim için bir hayli yorucu oldu. Ancak bu surların zorda olsa tamamını yürümekte bizim için benzersiz bir deneyime dönüştü. Gün sonunda yorgunduk ama eve mutlu bir şekilde döndük. Rotayla ilgili birkaç öneride bulunmak istiyorum, yol boyunca sur içinden yürürken bazı bölgelerin çok bakımsız veya terkedilmiş olduğunu görebiliyorsunuz. Hatta kendinizi güvende hissetmediğiniz yerler olabiliyor, çok fazla tenhalaşan ve etrafta davranışları ile sizi tedirgin edebilecek insanlar olabiliyor. Özellikle Topkapı bölgesine dikkat etmeli ve bu güzergahı yürürken en az 2 veya 3 kişi yola çıkmanızı tavsiye ediyorum. 

Bugünse kendimize biraz mola vermeye ve havuz başında bir gün geçirmeye karar veriyoruz. Dinlenmeye odaklı ve biraz yüzerek, güneşlenerek keyif yapabileceğimiz bir gün geçirdik. Havuzda elbette video çekemedim ancak bu alana geçen sene Karadeniz'de çektiğim ve tamamını yayınlamadığım bir videomdan kısa kesitler koymak istedim. Karadeniz'e olan özlemimiz İstanbul videomuzun içinde de bizi yalnız bırakmıyor.

Karadeniz bizim için çok farklıdır, memlekettir. Ana baba toprağıdır, çocukluğumuzun geçtiği yerler ve hep özlem duyduğumuz, kalbimizin attığı yerdir. Karadeniz'in berrak sularında yüzmek ise, doğanın eşsiz güzelliklerini keşfetmek için adeta bir davettir. Göz alıcı mavi tonlarıyla dans eden dalgalar, serinliği ve canlılığıyla ruhumuza tazelik verir. Karadeniz'in derinliklerinde kaybolmak, doğanın kucağında huzur bulmak demektir. Her adımda hissedilen bize göre tatlımsı ama  tuzlu koku ve rüzgarın hafif esintisiyle yüzmek adeta mükemmel bir sahnedir. Karadeniz'in sıcakkanlı insanlarıyla bir arada yüzmenin keyfi ise eşsizdir. Karadeniz'in büyüleyici sularında yüzerek, hem bedenimizi hem de ruhumuzu özgürleştirir, benzersiz bir deneyim yaşarız.

Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak kurulan İstanbul Modern, Boğaz kenarına inşa edilen 4 nolu Antrepo binasında 2004 yılında kapılarını açtı. Eski yapıyla aynı konumda olan yeni müze binası Renzo Piano Building Workshop imzasını taşıyor.

İstanbul Modern’in yeni binasının önünde yer alan ve eskiden kamuya kapalı gezinti alanı, bulunduğu benzersiz konumla ziyaretçilerin Anadolu yakası, Adalar ve Tarihi Yarımada’yı gözlemlemesine olanak tanıyor. Hemen yanındaki Boğaziçi’nin ışıltılı sularından ve ışık yansımalarından ilhamla tasarlanan müze binası, şeffaf zemin kat tasarımıyla, bu kendine özgü alanın niteliklerinden yola çıkarak deniz kıyısıyla Tophane Parkı arasındaki ilişkiyi güçlendiriyor. Normalde müzede fotoğraf ve video çekimine müsaade edilmiyor ancak Perşembe günü herkes telefonla ve fotoğraf makinesiyle dileği gibi çekim yapabiliyordu. Bende sanatçılarımızın anlayışlarına sığınarak çektiğim birkaç eseri videomda paylaşmak istiyorum. Modern İstanbul'u en yakın zamanda ziyaret etmeyi unutmayın.

8.gün biraz dinlenerek bisiklete ara verdiğim ve az yürüdüğüm bir gün oluyor. 7 gündür aktif olarak hem bisiklet hem de dışarıda yürüyüş yapıyorum ve bir hayli yorulduğumu hissetmeye başladım. Bu nedenle biraz ara vermekte yarar var. Fatih ve Deniz'le birlikte yeni açılan Modern İstanbul'u gezmeye gidiyoruz. Yarınsa yürüme rekoru kıracağımız bir gün olacak, bu nedenle bisiklet yarın da olmayacak çünkü fazlasıyla dışarıda yürüyüş yapacağımız bir rota bizi bekliyor.

20 Kasım 2020 Cuma

Pazarsuyu Belgeselinin Tüm Metin İçeriği - İlk Belgeselim

Pazarsuyu Belgeseli

Kahverenkli tabelalar genellikle tarihi, turistik veya doğal güzellikleri olan bir yeri işaret eder. Bu belgeselde toplam uzunluğu 80km’yi bulan Pazarsuyu Deresinin  izinden gidecek ve sahilden başlayarak yol boyunca bu tabelanın güzelliklerini keşfetmeye çalışacağız.

Burası Pazarsuyu Deresinin Karadeniz’e döküldüğü yer. Gördüğünüz gibi tatlı su ile tuzlu su burada birbirine karışır.

Pazarsuyu deresi geçtiğimiz yıllarda rafting projesi ile gündeme geldi ve 30 km’lik rafting parkuru ile spor severlerin gözde noktalarından biri olacaktı. Ancak dere üzerindeki HES inşaatları ve taş ocakları ile birlikte suya karışan çimento sebebiyle dere gri renge dönüştü,  balıklar öldü, ağaçlar kurumaya başladı ve su debisinde ciddi bir azalma meydana geldi.

Bizde bugün Pazarsuyu deresini yukarıya doğru takip ederek gözlemlerimizi yapacağız. Yaşayan balık var mı diye suyu inceleyeceğiz, HES’leri ve Taş Ocaklarını görürsek çevreden görüntü alacağız. Gerçekten kahverenkli bir tabela bizi güzelliklere mi götürecek, yoksa kurutulmuş, kurutulmaya yüz tutmuş, harap edilmiş bir doğaya mı? Gelin bu yolculuğa birlikte çıkalım ve Pazarsuyu deresini tüm güzellikleriyle keşfedelim.

Burada çok güzel bir manzara bulduk, hemen değirmen evinin yan tarafında. Daha önce bu köprüyü hiç görmemiştim çünkü yolun iç kısmında kalıyor. Burası da gerçekten muazzammış. Derenin şu tarafı genelde daha derin gibi, buralar taşlık nedenini bilmiyorum belki selden etkilenmiş olabilir. Ama şu kıyı kesimleri daha derin. Bu tarafta da şu ileride bir taş yığını var, yani su şimdilik güzel gözüküyor da şey göremiyorum, nedense balık hiç göremiyorum. Sen gördün mü hiç balık? Yok. Gözlemlerimize devam edeceğiz,  bu suyun gittiği yere kadar,  motosikletimizle takip ettiğimiz noktaya kadar takip edeceğiz. ve incelemelerde bulunacağız.

Burası durduğumuz 4. Nokta, gördüğünüz gibi ortam harika, tepeler adeta birer pamuk gibi, derenin genişliği, ağaçlar ve su sesi insana huzur veriyor. Ama nedense arkamdan sıklıkla inşaat kamyonları geçtiği için çekim yapmakta zorlanıyorum. Neyse böyle sık sık durmaya devam edeceğiz, suya bakacağız, balık bulursak selam vereceğiz ve onlarla konuşacağız.

Daha duracak çok noktamız var. İleride taş ocakları, HES'ler ve görüntüleyeceğimiz başka köprüler de var bunun gibi. Kaçırdığımız mutlaka noktalar olacak, motosikletimizle seyahat ederken yavaş yavaş hareket ediyoruz. Mümkünse sık sık durup, etrafa bakıyoruz kayda değer bir şey var mı diye.

Bir sonraki durduğumuz yer yine bir köprü, burada da inanılmaz bir manzara ve atmosfer var. Balık arıyoruz acaba bulabilecek miyiz? Kuzenim bana “Evet, bu alanda balık avlamak yasakmış” diyor Ben de “dikkatimi çektiğini ve ilginç bulduğumu ifade ediyorum”

Burada balık göremedik, bakıyoruz ama bulamıyoruz. Şu suyun sesine kulak verir misiniz? Sizce de inanılmaz değil mi? Hadi biraz daha ileriye gidelim, rakım biraz daha yükselsin. Atlayın motora, gidiyoruz.

Fena değil yani gayet akıntılı bir su var. Ama şurada. Hiç bir yerde yok. Hiç bir yerde balık yok. Buralarda sen şu an balık görebiliyor musun? Genelde şöyle derin olan yerlerde görürüz değil mi? Balık kalmamış, nesli tükendi herhalde. Pazarsuyu'nun bir sorunu herhalde bu. Pazarsuyu'nu kurutmuşlar bence. Ama her şeye rağmen ortam inanılmaz. Şu güzelliğe bakar mısın, resmen kartpostal gibi yani. Gerçekten kartpostal gibi. Bulunduğumuz mevsim itibariyle de. Ağaçlar renk değiştirmiş, onun da yansımalarını az çok görebiliyoruz. Atla beybi. Çok işimiz var çok.

İşte burası derenin hemen yanındaki yol. Çekime başladığımızdan beri bu yolu takip ediyoruz. Gördüğünüz gibi ortam harika. Ben buraya rüya gibi bir yol demek istiyorum. Ne zaman bu yolu kullansam gördüğüm manzara beni büyülüyor ve etrafıma bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Yeşile, yükseğe, doğaya, sessizliğe giden bir yol. Hemen sağ tarafımda bir taş ocağı var ve maden faaliyetleri yürütülüyor. Burayı görüntülemek için uygun bir yer bulamadığım için devam ediyoruz. İleride daha iyi noktalarda durarak görüntüler alacağız.

Sol tarafta yine güzel bir yer gördüm ve hemen motorumu geri çeviriyorum.

Bunlar çok sağlıklı durmuyor. Geçiyorum. Patır kütür patır kütür ses yapıyor gördün mü?. Şurası heyelan bölgesi, orası uçtu. Buradaki atmosfer de fena değil. Burada da güzel bir manzara var. Gayet iç açıcı. Evet. Valla bilmiyorum bana çok güven vermedi bu köprüde. Bakımsız böyle yani. Devam ediyoruz.

Ve işte Kovanlık beldesine 22 km kala karşılaştığımız devasa bir taş ocağı. Şimdi burada biraz durmak ve neler oluyor görmek istiyorum. Bu arada motosikletimi yol kenarına park ederken Şahin veya Doğan olduğunu düşündüğümüz bir yırtıcı kuşun önümüzden geçmesine şahitlik ediyoruz. Bir nevi yabani hayatın hala buralarda olduğuna küçük de olsa bir işaret olsa gerek.

Şahin miydi o? İlk durduğumuz taş ocaklarından birindeyiz şu an. Hemen kolumu attığım yer, yani yolun altı Pazarsuyu Deresi. Ve kamerayı bu tarafa doğru çeviriyorum. Aktif hala çalışılan bir taş ocağı. Sesleri de duyuyorsunuz. Devasa. Yani tek kelimeyle devasa bir burada yıkım gerçekleşmiş. Başka söyleyecek bir şey bulamıyorum. Böyle doğanın tabiatın içinde ilerlerken. Bir tarafınızda dere, bir tarafınızda yeşillik, ağaçlar. Mevsim geçişine bağlı renk değişimleri. Derken böyle taş ocaklarıyla karşılaşmaya başlıyoruz, bu gördüğümüz üçüncü taş ocağı. Kaldığımız yerden şimdi devam edeceğiz. Hadi bakalım.

Ve yolculuğa devam ediyoruz, motorumuzu yavaş yavaş derenin kalbine ve doğanın içine doğru sürüyoruz. Derken çok geçmeden bir manzara ile daha karşılaşıyoruz. Burada durmak istemedim, hemen sağ tarafımız yol boyunca devasa bir taş ocağını barındırıyor. Anlatmaya gerek yok değil mi? Sadece taş ocaklarında dursak sanırım bugün akşam olacak gibi,  ne dersiniz?

İşte burada biraz durmak istiyorum, hem yol müsait hem de gördüğüm bu korkunç manzaraya kayıtsız kalamayacağım. Gelin bu noktada birazcık soluklanalım.

Çekimlere devam ediyoruz. Gördüğünüz gibi arkamda tek kelimeyle harika bir doğa var. Pazarsuyu deresi. Bu kahverenkli tabelanın ait olduğu yer. İşte bakın. Size böyle süper bir yer göstermek istiyorum. Birazcık şöyle aşağıya doğru ineceğim. Biraz daha ineceğim. Evet, buraya kadar indim sizin için. Gördüğünüz gibi. Suyun zaten kendisi her zaman güzel. Tepeleri görüyorsunuz. Yeşili görüyorsunuz. Balık olmasa da. Ben hala balık göremesem de. atmosfer harika. Hemen birazcık geride çimento fabrikasına rastladık. Tamda böyle derenin dibine kurulmuştu. Şimdi buradan çıkalım tekrar. Kaldığımız yerden bu akarsuyu takip ederek yukarıya doğru devam edelim bakalım bizi ne tür bir manzara karşılıyor. Hadi şimdi çıkalım. Kamerayı böyle bu açıda tutarak yukarıya yola çıkıyorum. Yavaşça. Evet, şu kamyonda geçsin. Çok güzel. Evet, arabaların geçmesini bekliyorum. Bir araba daha geçsin. Odan sonra belki sessiz bir ortam sağlarız. Bir tane daha araba var. Bekleyeceğim. Sessizlik, sessizlik ve buyurun kameranın arkasıyla sizi baş başa bırakıyorum. Bunu nasıl yaparız? Kendime kızıyorum, bunu nasıl yaparız? Şu güzelim doğayı, şu güzelim memleketi bu hale nasıl getiriyoruz? Lütfen iyi bakın! Devam ediyoruz.

Taş ocağı buradan da gözüküyor. Hemen dere kenarına atılan çöpleri, molozları görüyorsunuz. İğrençte bir koku var. Dayanılacak gibi değil.

Bulunduğumuz yer Bozat ile Kovanlık beldelerinin yol ayrım noktası. Sağ taraftan yukarıya giden yol Bozat’a sol tarafsa Kovanlık ile Paşakonağı tarafına gidiyor. Biz Dere’yi takip ettiğimiz için ana su kaynağından ayrılmadan yolumuza devam edeceğiz.

Yol boyunca yine inanılmaz güzellikler bizi karşılıyor. Yanı başımızda bir dere, adeta pamuk gibi bize gülümseyen tepeler ve usul usul süzülerek kask vizörümüze yansıyan güneş. Bu yolları çok seviyorum. Ama bu güzellikler maalesef fazla uzun sürmüyor ve bir taş ocağında daha mola vermek zorunda kalıyoruz.

Evet, kaskı ve montu giymek için durduk. Yine gördüğünüz gibi dere kenarındayız. Arkamda yine küçük bir taş ocağı görüyorsunuz. O da şu an aktif olarak çalışıyor. BAM GÜM!

İlk HES durağımıza doğru yavaş yavaş gidiyoruz. Etrafı izleye izleye, havayı ve atmosferi sindire sindire ilerliyoruz. Sizce de ortam muhteşem değil mi?

-Derken kara görünüyor ve burada durmadan edemiyoruz. Sizlerle de karşılaştığımız bu manzarayı paylaşmak istiyoruz.

Evet, yol üzerinde karşılaştığımız ilk HES burası. Şöyle bir bakalım. Devam!. Devamke. hu huuu. Çok güzel. Çok çok çok çok çok. İşte budur! Bunu seviyorum ya. Dayanamıyorum burada birde fotoğraf çekeceğim. Odun çuvallıyorlar muhtemelen. Onları yolluyorlar buradan aşağıya yol kenarına getiriyorlar. Odun ve fındıkları değil mi? Böyle bir sistem kurmuşlar. Şu tepenin hemen yamacında. Şuraya bir çıkalım bakalım olur mu? Pek güven vermiyor burası bana ama. Deneyeceğim. Belgeselcilik uğruna. Dereye düştü ve. Çok iyi. Biraz fazla mı sallanıyor bu? Amanınn. Bu biraz fazla sallanıyor. Evet, Pazarsuyu Deresini takip etmeye devam ediyoruz. Balık arıyoruz, ama balık maalesef yok!. Şimdiye kadar birkaç tane taş ocağını geçtik, bir tane hes geçtik. Yolumuz üzerinde yine bizi bekleyen HES'ler ve taş ocakları var diye biliyorum. Yol boyunca kameramın da şarjı bitmezse çekim yapmaya devam edeceğiz. Evet efendim. Böyle tatlı bir mekandan. selamlar diyelim ve yolculuğumuz devam etsin.

Yol üzerindeki en korkunç manzaralardan birine doğru sürüyoruz. Daha doğrusu yol bizi zaten oraya götürüyor.

Sizi güzelliklerle buluşturmaya devam ediyorum. Videomun, belgeselimin bu kısmına kadar izlediğiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Şimdi burada güzel bir kare var. Gayet hoş. İnsanın içini açıyor. muazzam! Hemen karşıya geçelim. Burada da yine Pazarsuyu'nu. Pazarsuyu'nun artık yukarısı, adı neyse. Bu akarsuyu görüyorsunuz. Doğa inanılmaz! Harika! Çok güzel şeyler var, gerçekten memleketimizde güzel şeyler var. Ve arkamda. Maalesef, ne yazık ki. Böyle bir manzara, burasıda aktif olarak çalışmaya devam ediyor. Evet, yolumuza devam ediyoruz! Devam ediyoruz!

Artık durmaktan yorulduk, bu yüzden sadece kenarından geçmekle yetiniyoruz. Sol tarafımızda yine farklı bir HES'i görebilirsiniz.

Hu hu, birazda böyle kasklı çekim yapmak istedik. Şu an arkamda gördüğünüz, şurada bir yerleşke var burası "Kovanlık" diye geçiyor. Bu tarafta Paşakonağı yaylasına giden bir yol var. Hemen gerimizde tabi ki "Bulancak" geldiğimiz yer. Şöyle bir köprüden manzara çekelim. Az önce geride bir HES bırakmıştık. Bu su yukarıya doğru devam ediyor. Birazcık daha tırmanacağız. Yaylaya kadar muhtemelen gitmeyeceğiz. Böylece belgeselimizin, küçük belgeselimizin sonuna yavaş yavaş gelmiş oluyoruz. Su yine de çok güzel! Balık olmasa da çok güzel! HES'ler olsa da çok güzel! Taş ocakları olsa da burası çok güzel! Ne yaparsanız yapın, ne olursa olsun. Memleketimiz, güzel ülkemiz. Harika yerlerle dolu. Bu arada bu taraftan da Aydındere'ye giden bir yol var. Henüz ben bu tarafa hiç gitmedim, ziyaret etmedim. Oralara da bir ara vakit ayıracağım. Şimdi yukarıya doğru biraz daha gideceğiz, hadi bakalım. Paşakonağı. Paşakonağı yaylası bize hem yakın, hem de ben çok seviyorum. Doğası. Muazzam bir yer. Kovanlık'ın çok az yukarısındayız. Paşakonağı yaylası yolu üzerinde. Burada da. Böyle bir manzara var. Burada oluşturmuş olduğu. göleti görüyorsunuz. Suyun yüzeyinde odun parçaları var, muhtemelen yağışlardan kalma. Bu yolda, dediğim gibi Paşakonağı yaylasına doğru çıkıyor. Baya böyle dik tırmanışa başlıyorsunuz. Kanalımda paylaştığım videolarda Paşakonağı'na ait görüntüleri de bulabilirsiniz. Bu arada bu mevsim geçişine bağlı. tepelerdeki, etrafımızdaki ağaçların bu renk değişimine de şahit oluyoruz. Gerçekten, çok harika görüntüler var.

33 km’lik bu yolculuğumuzda karşılaştığımız tüm güzellikleri sizlerle paylaşmaya çalıştık. Neyse ki küçük aksiyon kameramın şarjı bizi yarı yolda bırakmadı ve çekimlerin hepsini yapabildik. Gördüğümüz manzaralar bizi maalesef biraz üzdü. HES’ler ve taş ocakları bu yollara pek yakışmadı. Çok kıymetli bir akarsuyun çok kıymetli bir yaylasına giden yol üzerinde daha güzel manzaralar olsun isterdik. Yol boyunca dere kenarında suda oynayan insanları görmek isterdik,  piknik yapan, doğanın sesine kulağını vermiş insanların olmasını. Suda ve havada daha fazla canlının olmasını isterdik. Rafting sporunun şu an burada yapıldığına şahitlik etmek isterdik. Kanosuyla derenin bir ucundan başlayarak sahile kadar iniş yapan ve Karadeniz’e ulaşan sporcuları görmek. Yol boyunca keşfettikleri parkurlar üzerinde trekking yapan insanları görmek isterdik. Bu ilk ve küçük belgeselimi izlediğiniz için teşekkürler. Doğayı sevin ve onu koruyun. 


9 Haziran 2020 Salı

Uçaktan Atlamaya Nasıl Karar Verdim?

Skydiving Efes

Nasıl oldu da uçaktan atlamaya karar verdim ve bu işin üstüne gidip ısrarla yapmak istedim. Aslında ben buna adrenalin tutkusu diyorum, merak etme, o deneyimi bizzat yaşayabilmek, her anını, her saniyesini hissetmek ve o inanılmaz tecrübeyi elde etmek. İşte tam olarak bu, adrenalin tutkusu yada yaşama arzusu. Hayatta deneyimlerin, yeni şeyleri keşfetmenin, bizzat hareket içerisinde olmanın ve merak edip, araştırıp, ilgi duyup o yemeği yemenin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bende de tam olarak öyle oldu ve youtube’da bir uçaktan atlama videosunu izledikten sonra bu işi merak etmeye başladım, heyecanlandım, tekrar tekrar farklı farklı atlama videoları izledim. Her videoyu izleyişim de oturduğum yerden heyecanlanıyordum ve aslında çoktan ben de bu deneyimi yaşamak için karar vermiştim fakat bunun farkında olamıyordum. Sonra bu duyguyu yaşamanın nasıl bir his olduğunu, bir insanın canlı canlı uçağın kapısından boşluğa korkusuzca nasıl atladığını merak etmeye başladım. Bu öyle bir şey olmalı ki insanın hayatında gerçekten büyük bir iz bırakmalı, insan büyük bir cesaret göstermeli, korkularını yenmeli ve o deneyimi yaşayabilmeli. Bu merakım youtube’da izlediğim videolar ve okuduğum makaleler eşliğinde bir süre devam etti. Ardından bu sporu yapmak istediğime karar verdim ancak hala heyecanlıyım, daha önce atlamış insanlara sorular sorup cevaplar almaya çalışıyorum, makale okuyorum, aileme ve arkadaşlarıma bu konudan bahsedip yorumlarını alıyorum gayet olay seyrinde ilerliyor. Sonra ben kendimi atlarken, o tecrübeyi yaşarken hayal etmeye başlıyorum, atladıktan sonra özgüvenimin ne kadar güçleneceğini, karar verdiğim bir şeyi yapmanın sonucunda o başarma hazzı, çok az bir insanın yapabildiği bir sporun nasıl bir his olduğunu biliyor olmak, cesaret gösterebilmek ve korkuyu yenebilmek gibi konular beni iyiden iyiye bu işi yapmam gerektiğini söylüyordu ve böylece kesin olarak kararımı vermiştim. Uçaktan atlamalı ve bu işi halletmeliydim. Bu kendimle yüzleşme hatta kendimle adeta bir yarıştı ve o yarışı kazanmalıydım.


Türkiye’de nerelerde skydiving yapılıyor? 

Ülkemizde İstanbul, İzmir, Eskişehir, Antalya gibi illerde skydiving atlayışlarının yapıldığı görülüyor. Hatta youtube gibi platformlarda çeşitli atlayışlara ait videoları izlemekte mümkün. Ancak benim gibi ilk kez atlamayı düşünenler yani bir profesyonel eşliğinde atlayacaklar için Türk Hava Kurumu’nun web sitesinde gördüğüm kadarıyla tek yer İzmir gibi görünüyor. Detaylı bilgi için mutlaka Türk Hava Kurumu’nun resmi web sitesine bakmanızı tavsiye ediyorum. İzmir'de ise bu atlayışlar Selçuk ilçesinde yer alan Selçuk Efes Havaalanında düzenleniyor. Havaalanı içerisinde Gökçen Havacılık Efes Atlayış Ve Uçuş Merkezi yer almakta ve tüm etkinlik baştan sona burada düzenlenmekte.

Eğitmenler güvenilir mi?

Benimde en başından beri aklıma takılan sorulardan biri de bu oldu. Aslında bir çok soru var onlara da geleceğiz ancak bu da çok önemli. Adeta hayatımı can güvenliğimi emanet edeceğim, beni sağ salim yerküreye indirecek kişiye nasıl güvenebilirim? Çünkü 4000 metre yüksekliktesiniz, bir insanın paraşütü ve onun koruyucu ekipmanlarına bağlısınız, bir uçakta havalanmışsınız ve uçağın kapısı açılacak oradan da aşağıya atlayacaksınız. Tam da işte burada tüm korkularınızı yenecek ve o insanlara güvenmenizi sağlayacak bilgi hemen çıkıyor ve sizi rahatlatıyor. O da: bu insanların yüzlerce kez bu atlayışları yapmış olması hatta binden fazla atlayış gerçekleştirmiş ve bu konuda tam bir uzman olmaları diyebilirim. Örneğin benim atlayış yaptığım hocam 3000’e yakın bu tarz atlayışlar gerçekleştirmiş, wingsuit ve base jump dediğimiz çılgın şeylerle ilgilenen muazzam birisiydi. Bu insanlar gerçekten adrenalin tutkusuyla yaşayan, her atlayıştan ayrı bir keyif alan, sizinle ilgilenen, gerektiğinde sizi havadayken bile sakinleştiren, korkunuzu yenmenize yardımcı olan, tüm kontrol ve önlemleri eksiksiz alan eğlenceli harika insanlar. Hava şartları kusursuz olmadan sizi atlayışa almıyorlar, neredeyse sıfır risk durumunu bekliyorlar, atlayıştan önce size mutlaka bir brifing veriliyor ve tüm aşamalarda size neler yapmanız gerektiği tek tek anlatılıyor. Tüm bu süreç zaten sizin bu insanlara karşı olan önyargınızı kırıyor, hemen güveniyor ve tamamen onların kontrolüne kendinizi bırakıyorsunuz. Hatta benim şöyle bir hikayem var Çağdaş hocam sağolsun belki bu videoyu bir gün izler kendisi de hatırlayacaktır. Sabah erkenden kalkıp atlayış için havaalanına gitmiştim ve sıramın gelmesini bekliyordum, derken hava şartlarının uygun olup olmadığını sık sık kontrol edip bize de arada bilgilendirme yapıyorlardı hatta atlayış için öğlen 12’ye kadar bunun için beklemiştim. 2 gündür beklemiş olmama rağmen hava tam istenildiği gibi olmasaydı atlamadan İstanbul’a evime geri dönme ihtimalim bile vardı. Neyse ki öğlen gibi tandem atlayışları başladı ve benden önce bir parti atlayış yapıldı. Sonra biri havada paraşüt açılınca biraz fenalaşır gibi olmuş ve Çağdaş hocam da kendisini havada manevra yaparak toparlamaya çalışmış. Çok detaya girmeyeceğim böyle olduğunu görünce Çağdaş hoca bana “karnımın aç olup olmadığını ve sabah kaçta kahvaltı yaptığımı” sordu. Ben de “acıktığımı sabah çok erken kahvaltı yaptığımı” söylemiştim. Hemen koş çubuk kraker ve su al yanına sen de bayılırsın biraz tuzlu bir şeyler yemen iyi olur dedi ve böylece uçağa elimde çubuk kraker ve suyla girmiştim. Hatta youtube’daki videomda atlayış esnasında Çağdaş hocamın elinde çubuk krakeri görebilirsiniz, serbest düşüş esnasında havada paketi açıp krakeri yemeyi bile başarmıştı.


Paraşüt açılmazsa ne olur?


Böyle bir durumla karşılaşma riskiniz elbette var. Düşükte olsa bu risk sizin paraşütün açılmama durumuyla karşılaşmanıza neden olabilir. Ancak bu tarz durumlarla yüzlerce belkide binlerce atlayışlarda sadece birkaç kez karşılaşıldığı biliniyor. Yine de her ihtimale karşı zaten yedek paraşütle birlikte atlıyorsunuz. Oldu ki havada paraşütünüz açılmadı veya açılırken ipler birbirine dolandı. Böyle bir durumla karşılaşsanız bile eğitmeninizin bu durumu çözmek ve kontrolü sağlamak için yeterli süresi yine bulunuyor. Yani hemen yedek paraşüt açmak zorunda kalmıyorsunuz. Belirli bir süreniz var ve o süre içerisinde sorun havada çözülemiyorsa eğitmeniniz zaten yedek paraşütün açılmasını sağlıyor ve güvenle gökyüzünün keyfini çıkara çıkara inişinizi gerçekleştiriyorsunuz.


Kaç metreden atlanıyor?


Bizim ülkemizde izin verilen atlayış yüksekliğinin 4000 metre bununda yaklaşık 12-13 bin fitlere denk geldiğini biliyorum. Tabi ülke ülke atlayış yüksekliği değişiklik gösterecektir. Amerika yada Dubai gibi yerlerde hava şartları ve verilen izinlere bağlı daha yükseklerden atlamakta mümkün olabilir.


Tek başıma atlayabilir miyim?


Tek başınıza atlayamazsınız. Daha doğrusu tek başınıza atlayışlara başlayabilmeniz için bu işin profesyonel bir şekilde eğitimini almanız ve bu eğitimleri başarılı bir şekilde tamamlamanız gerekiyor. Ülkemizde uluslararası havacılık federasyonu'na üye olan Türk Hava Kurumu tarafından bu eğitimler verilmekte. Bu lisansı elde etmek için yine Türk Hava Kurumu’nun web sitesinde belirtilen birtakım şartları yerine getirmeniz gerekiyor, bunlar:


  • En az 25 serbest atlayış,

  • En az 5 dakikalık serbest düşüş zamanı,

  • Kontrolör öğretmen eşliğinde en az 5 tane 2’li formasyon atlayışı,

  • Serbest düşüş esnasında bütün eksenlerde vücut kontrolünün gösterilmesi,

  • Ana paraşüt Katlama Lisansı,

  • Kontrolör Paraşüt Öğretmeni nezaretinde kontrol atlayışı.



Uçaktan atlama korkumu nasıl yenebilirim?


Eğitimin bu kısmını çok önemsiyorum. Çünkü benim çok fazla mücadele ettiğim bir konu ve bu mücadelenin sonucunda neler oldu, ne hissettim, gerçekten korkumu yenebildim mi bunları paylaşmaya çalışacağım. Şimdi bu öyle bir şey ki “korku” dediğimiz şey aslında bizi bu sporu yapmaktan, tüm bu adrenalini yaşamaktan, yeni bir deneyimi, yeni bir heyecanı, yeni bir lezzeti tatmaktan alıkoyan şey. Korku, korkmak. Neden korkuyorsun o uçaktan atlamaktan. Havada neler hissedeceğini, kalbinin nasıl bir ritim ile atacağını, vücudunun vereceği herhangi bir tepkiyi, hiç ama hiç bilmiyorsun. Hepsi bir sürpriz gibi adeta. Korku meselesini çok fazla derinlere inip dallanıp budaklandırmak istemiyorum ama kendim neler yaptığımı ve son olarakta size bu videonun sonunda özel bir tavsiyem olacak. Lütfen izlemeye devam edin.


Öncelikle atlamaya net bir şekilde karar verdiğimde. Korkununda bir miktar azaldığını hissettim, bu nasıl olsa karar verdim, artık atlayacağım “bu neredeyse kesin” diyerek kendimi biraz sakinleştirmeye çalışmamla oldu. Beraberinde uçaktan atlayacağımı en yakın dostlarıma, arkadaşlarıma ve akrabalarıma söylemeye anlatmaya başladım. Böylece bir yandan artık herkesin benim uçaktan atlayacağım günü beklediğini düşünmeye başladım ve “bu kadar insan benim atlayacağımı biliyor, artık atlamasam olmaz” gibi bir hissiyat ile kendimi kandırarak cesaretimi arttırmayı ve bir yandan da korkumu yine yenmeye çalıştım. Sonraki aşamada bol bol atlayış videoları izledim, insanların bu deneyimi nasıl başkalarına anlattıklarını, yere indiklerinde neler hissettiklerini bir bir izledim. Böylece bir yandan “bende bunu yaşamalıyım, ben de atlamalıyım, bunu deneyimlemeliyim” derken, aslında farkında olmadan korkumu da azaltmış oluyordum. Tüm bunlar olurken aynı zamanda atlayıştan sonra video çekimlerini ilk izleyeceğim o anı, ailemle ve sevdiklerimle duygularımı paylaşacağım anları, düzenlediğim videoyu ve çekimlerden aldığım fotoğrafları youtube ve instagram gibi platformlara koyup adeta içimden “işte başardım, korkumu yendim, cesaretimi topladım ve çok az bir insanın yapabildiği bu sporu ben de yaptım” der gibi o paylaşımları yapacağım anı hayal ettim. Tüm bunları düşünürken, hayal ederken farkında olmadan aslında korkunuzu adım adım bastırmaya başlamış oluyorsunuz. Ancak o korkuyu tamamen ortadan kaldırmanız mümkün değil, yine de korkacaksınız, yine de heyecanlanacaksınız, belki biraz heyecandan soğuk soğuk terleyeceksiniz, hatta eğitmeninize çocuksu çocuksu sorular sormaya başlayacaksınız. Atlamadan bir gün önce belki bir hafta öncesine kadar uyku düzeniniz bile bozulmaya başlayacak. Hep o anı düşüneceksiniz, kendinizi, uçaktan tam olarak atlayacağınız “o anda” hayal edeceksiniz. İşte tam olarak güzel olan ve yaşanması gereken şeylerde bu birazcık korkunun içerisinde yer alıyor diyebilirim. İşte güzel olan o korkunun o heyecanın tam olarak kendisi. İşte o korkuyu ve o heyecanı yaşamalı ve iliklerinize kadar hissetmelisiniz. Lütfen korkun, heyecanlanın, biraz kalbiniz çarpsın, merak edin, düşünün ve emin olun yere indikten sonra çok ama çok gülecek ve herkese bu deneyimi adeta yaşarcasına anlatmaya başlayacaksınız. Korkunuzu yaşayın, tadını çıkarın.


Uçaktan atlamadan önce ne yapmalıyım?


Atlama günü erkenden kalkın, güzel bir kahvaltı yapın. Spor ayakkabınızı ve rahat elbiselerinizi giyin. Ayakkabınızın, eşofmanınızın vs. sarkacak ip bağcık gibi yerlerini iyice kontrol edin. Zaten ters giden birşeyler varsa size kıyafetlerinizi üstünüzden çıkarmanızı bile isteyeceklerdir o yüzden merak etmeyin. Böyle bir durumda size atlayış için tasarlanmış özel tulum giydirebilirler. Saat, kolye gibi aksesuarları da tabii ki çıkarmanız gerekecek. Tüm bunların dışında güzel bir uyku alıp gelmeye çalışın ve atlayış için çağırıldığınızda karnınız ne çok tok ne de çok aç olmalı, eğer fazlasıyla açlığınız varsa hafif tuzlu atıştırmalık birşeyler yemeye ve su içmeye çalışın. Aşırı su tüketiminden ve sigara alkol gibi zararlı kullanımlardan mümkünse uçuştan bir süre önce uzaklaşın ve sağlığınız için buna benzer kendiniz önlemler alın. Gelelim gerçekten uçaktan atlayacağınız anda neler yapacaklarınıza: burada ise çok fazla size düşen karmaşık görevler yok. Eğitmeninizin talimatlarına uyarak her görevi yapmanız yeterli. Bunlarda kapıya yanaşmak, kollarını kelebek yapmak, atladıktan sonra eğer nefesin kesilirse boynunu ona göre nefes pozisyonuna getirebilmek, gerekirse elle siperlik yapmak, en önemlisi ise dizler ve kolların eğitmeni rahatsız etmeyecek şekilde serbest bırakılması. Zaten uçaktan atladıktan sonra kollarınızı bir süre açmıyorsunuz, eğitmeniniz arkanızdan sizin omuzlarınıza dokunduğunda artık kollarınızı açabiliyor ve bir kuş gibi kanat çırpmaya başlayabiliyorsunuz.


Atlamaya karar verdim, bana ne önerirsin?


Öncelikle sizi cesaretinizden dolayı tebrik ediyorum çünkü dünya üzerinde çok az bir insanın yaptığı extreme sporlar denildiğinde ilk akla gelen deneyimlerden biri olan skydiving yani uçaktan paraşütle atlamaya karar verdiniz. Size önereceğim bazı ufak tefek şeyler var elbette, aslında bir önceki videolarımda da kısa kısa aralarda paylaştığım oldu. Bu konu başlığı altında da derleyip toparlamaya çalışalım.Bence bu maceranın bu deneyimin en önemli aşaması gerçek anlamda atlamaya karar vermiş olmak. Yani artık dönüşü olmayan o yola girebilmek ve zihninizi de o yolda dinç tutarak atlayış gününe kadar vazgeçmeden motivasyonu koruyabilmek. İşte önemli olan kısım tam olarak burası. Sizlere önerim, atlayıştan sonra yaşayacaklarınızı hayal etmeniz, eğer çekim hizmeti de satın aldıysanız videonuzu sevdiklerinizle paylaşırken onların verecekleri tepkiler, sizin sosyal medyada atlayışa dair fotoğraf ve videolarınızı büyük bir gururla paylaşmanız, o heyecanı başkalarına da birebir yaşamış biri olarak anlatımlarınız. İşte tüm bunlar sizin motivasyonunuzu diri tutacak şeyler olmalı ve bunlardan güç almalısınız. Lütfen diğer insanların atlayışlarına dair videoları izleyin, farklı farklı base jump, skydiving, wingsuit gibi adrenalin dolu atlayış videolarına bakın, heyecanlanın, biraz korkun, ama kararlılığınızı ne olursa olsun korumaya çalışın. Merak etmeyin, yapabilirsiniz. Ve yaptıktan sonra da çok fazla mutlu olacaksınız. Hatta etkisinin bu kadar uzun süre sürdüğü başka bir spor dalının olmadığını bile düşünebilirsiniz. Lütfen bir gün uçaktan atlarsanız bana da duygularınızı iletin, yaşadıklarınızı, hissettiklerinizi lütfen benimle de paylaşın. 


Uçaktan atlarken neler hissediyoruz?


Uçaktan atlarken, tam atlamaya ramak kala. İşte o his o kadar heyecanlı, o kadar güzel ki. Bunu ne kadar anlatırsam anlatayım, yada ne kadar video izlerseniz izleyin ne olduğunu kesinlikle yaşamadan anlayamayacaksınız. Sadece biraz neye benzediğini kavrayabilirsiniz. Şöyleki uçağın içindeki o gürültülü ses, kapının açılmasıyla içeri giren rüzgar, sonra o rüzgara doğru yürümeniz, kapının eşiğinde beklemeniz ve “birkaç saniye sonra o uçaktan atlayacağınızı biliyor olmanız” işte bu his öyle bir şey, öyle değerli, öyle güzel ki sadece yaşayarak anlayabilirsiniz. Kapının eşiğindeyken artık dönüşünüzün olmadığını biliyorsunuz ve içinizden “artık ne olacaksa olsun” dediğiniz anların her bir mili saniyesini fazlasıyla yaşayarak deneyimliyorsunuz. Ve bir anda uçaktan atlıyor, sesler değişiyor, kendinizi gökyüzünde buluyorsunuz. Bunu çok iyi anlatan paraşütçülerden biri bence Hayko Cepkin, lütfen Hayko Cepkin’in internette uçaktan atlamayı anlattığı ve uçak taklidi yaptığı videoyu bulup bir şekilde izleyin. Sizin de hissedeceklerinizi yaşayacaklarınızı çok harika bir şekilde anlatmış.


Havada kaç km hızla düşüyoruz?


Uçaktan atlar atlamaz 130 km hıza ulaşıyor ve serbest düşüş esnasında 200 km’ye kadar bu hızınız artabiliyor. Tabi havadaki hareket ve dalışınıza göre bu hızlarda değişiklik olabilir. Ancak ne yaparsanız yapın temiz bir 200 km’yi göreceksiniz.


Serbest düşüş esnasında nefes alabiliyor muyuz?


En çok merak ettiğim sorulardan birisi de buydu. Sizinde merak etmeniz gayet doğal. Hatta ben bu soruyu atlayış yapacağım eğitmenime bile sormuştum. Nefes alamam diye korktuğumu ifade etmiştim. O da “merak etme nefes alırsın” diyerek her zamanki gibi beni yine rahatlatmıştı. Ancak ben rahat dururmuyum. İkna olmam kolay değil. Bende “arabayla giderken bile camdan dışarıya yüzümü az bir şey çıkarmayı denesem nefesimin kesildiğini” söyleyip aslında haklı merakımı dile getirmeye çalışıyordum. En son eğer nefes almakta zorlandığın olursa elimi yüzüme doğru tutmamı ve siper yapmamı söylemişti. Şu an tam olarak o hareket neydi bilmiyorum ama buna benzer bir şeydi. Birde nefes alabilmek için boyun pozisyonununda önemli olduğunu biliyorum, sanırım brifing sırasında ondan da size bahsedeceklerdir.